Dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen ilk bilim insanları, emin olmamakla birlikte kendi dönemlerinde bazı teknikler kullanarak bu varsayımı kuvvetlendirmeyi başarmışlardır. Peki, dünya gerçekten yuvarlak mı? Düz olsaydı ne olurdu? Gibi soruların yanı sıra, dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen ilk bilim insanı dışında, Türk bilim insanlarının konuya bakışına kadar farklı detayları yazımızın devamında bulabilirsiniz.
Dünyanın Yuvarlak Olduğunu Söyleyen İlk Bilim İnsanları Kimler?
Konuyu ilk ileri süren Pythagoras yani daha bilindik adıyla Pisagor adlı bir Yunan düşünür olsa da bu varsayıma kayıtsız kalmayan farklı bilim insanları da bulunuyor. Dolayısıyla Pisagor’un bu varsayımını destekleyen bilim insanları da bulunmaktaydı. Dünyanın yuvarlak olduğu tam kanıtlanmadan önce ise Türk bilim insanları arasında bazıları da bu varsayımı doğrulayıcı nitelikte açıklamalar yapmışlardır.
Dünya’nın şekli üzerindeki tartışmalar, insanlık tarihinin en eski ve en tutkulu merak konularından biridir. Binlerce yıl önce, uçsuz bucaksız ufuk çizgisine bakan insanlar, bastıkları toprağın nereye kadar uzandığını ve sonuna gelince aşağı düşüp düşmeyeceklerini merak ediyorlardı. Ancak bilimin ışığı yükseldikçe, sadece gözlemle değil, matematik ve astronomiyle de gerçekler ortaya çıkmaya başladı. Günümüzde uzaydan çekilen fotoğraflarla bu durumu kanıtlamak saniyeler sürse de, bu gerçeği ilk kez dile getirenlerin yaşadığı dönemde bu fikir, devrim niteliğinde bir meydan okumaydı. İşte antik çağlardan Türk-İslam dünyasına, oradan modern bilime kadar Dünya’nın yuvarlaklığına dair büyüleyici yolculuk.
Dünyanın Yuvarlak Olduğunu Söyleyen İlk Bilim İnsanı Kimdir?
Dünya’nın düz bir tepsi gibi değil de küresel bir formda olduğunu ileri süren ilk kişi, Antik Yunan’ın en önemli düşünürlerinden biri olan Pythagoras (Pisagor) olarak kabul edilir. M.Ö. 500’lü yıllarda yaşayan Pisagor, bu düşüncesini sadece fiziksel gözlemlere değil, aynı zamanda estetik ve geometrik bir mükemmellik anlayışına dayandırmıştır. Pisagor’a göre “küre”, geometrik şekillerin en mükemmeliydi ve Tanrılar evreni mükemmel bir uyum içinde yarattıysa, Dünya’nın da bu kusursuz küre şeklinde olması gerekiyordu. Pisagor’dan yaklaşık bir asır sonra, bir diğer dev isim olan Aristoteles (Aristo), bu teoriyi bilimsel kanıtlarla desteklemeye başlamıştır. Aristo, Ay tutulması sırasında Dünya’nın Ay üzerine düşen gölgesinin her zaman kavisli (yuvarlak) olduğunu fark etmiş ve kuzeye ya da güneye gidildikçe yıldızların konumlarının değiştiğini gözlemleyerek Dünya’nın küresel yapısını mantıksal bir temele oturtmuştur. Bu dönemdeki bilim insanları, teleskopları olmasa da sadece mantık ve dikkatli gözlemlerle insanlığın en büyük yanılgılarından birini yıkmaya başlamışlardır.
Dünya Yuvarlak mı?

Bu sorunun cevabı modern bilim açısından kesin bir “evet” olsa da, teknik olarak Dünya tam anlamıyla kusursuz bir basketbol topu gibi yuvarlak değildir. Dünya’nın şekli, kendi ekseni etrafındaki dönüş hızı nedeniyle ekvator bölgelerinde hafifçe şişkinleşmiş, kutuplarda ise biraz basıklaşmıştır. Bilimsel literatürde bu özel şekle “Geoid” adı verilir. Eğer Dünya tam bir küre olsaydı, her noktasındaki yerçekimi aynı olurdu. Ancak bu hafif basıklık nedeniyle kutuplarda yerçekimi, ekvatora göre çok küçük bir farkla daha fazladır. Uzaydan bakıldığında bu basıklığı çıplak gözle fark etmek neredeyse imkansızdır ve Dünya masmavi, pürüzsüz bir misket gibi görünür. Ancak yüksek hassasiyetli ölçümler ve uydular sayesinde biliyoruz ki, Dünya’nın ekvator çapı, kutuplar arasındaki çapından yaklaşık 43 kilometre daha fazladır. Dolayısıyla Dünya yuvarlaktır; ancak bu yuvarlaklık, dönüş hızının ve merkezkaç kuvvetinin şekillendirdiği dinamik bir yapıya sahiptir.
Dünyanın Yuvarlak Olduğunu Söyleyen İlk Türk Bilgini Kimdir?

Türk-İslam dünyası, Orta Çağ karanlığında Avrupa bilimden uzaklaşmışken astronomi ve coğrafyada altın çağını yaşıyordu. Dünya’nın yuvarlaklığı ve kendi ekseni etrafında döndüğü fikrini Batı dünyasından çok daha önce bilimsel bir titizlikle savunan ilk Türk bilgini Biruni’dir (Ebu Reyhan el-Biruni). 10. ve 11. yüzyıllarda yaşamış olan Biruni, sadece Dünya’nın yuvarlak olduğunu söylemekle kalmamış, trigonometriyi kullanarak Dünya’nın çapını ve çevresini bugünkü modern ölçümlere inanılmaz yakın bir hassasiyetle hesaplamıştır. Biruni’nin Hindistan’da bir dağın zirvesinden ufuk açısını ölçerek yaptığı bu hesaplama, bilim tarihinde “Biruni Metodu” olarak anılır. Biruni’nin yanı sıra İbn-i Sina ve Harezmi gibi diğer Türk-İslam bilginleri de Dünya’nın küresel yapısı ve evrendeki konumu üzerine önemli eserler vermişlerdir. Bu bilginler, Dünya’nın dönme hareketini ve küreselliğini sadece teorik bir fikir olarak değil, matematiksel verilerle kanıtlanmış bir gerçek olarak kabul etmişlerdir.
Dünyanın Yuvarlak Olduğunu Kanıtlayan Bilim İnsanı
Dünya’nın yuvarlak olduğuna dair teorik bilgiler antik çağdan beri var olsa da, bunun fiziksel olarak kanıtlanması ve tüm şüphelerin giderilmesi Ferdinand Magellan (Macellan) ve onunla birlikte yola çıkan mürettebatı sayesinde mümkün olmuştur. 1519 yılında İspanya’dan yola çıkan Macellan, Batı’ya doğru sürekli yelken açarak Doğu’ya ulaşılabileceğini kanıtlamak istiyordu. Her ne kadar Macellan yolculuk sırasında Filipinler’de hayatını kaybetse de, yardımcısı Juan Sebastián Elcano komutasındaki “Victoria” adlı gemi 1522 yılında İspanya’ya dönmeyi başararak dünyanın çevresini ilk kez tam tur dönmüştür. Bu yolculuk, Dünya’nın yuvarlak olduğunun en somut ve reddedilemez kanıtı olmuştur. Öte yandan, teleskopla gökyüzünü inceleyen Galileo Galilei de diğer gezegenlerin yuvarlaklığını ve Dünya’nın Güneş etrafında döndüğünü savunarak bu gerçeğin astronomik temelini sağlamlaştırmıştır. Galileo’nun engizisyon mahkemelerinde verdiği mücadele, bilimin dogmalara karşı kazandığı en büyük zaferlerden biri olarak tarihe geçmiştir.
Dünyanın Yuvarlak Olduğu Ne Zaman Kanıtlandı?
Dünya’nın şekline dair kanıtlar tarih boyunca katman katman birikmiştir. İlk mantıksal kanıtlar M.Ö. 4. yüzyılda Aristoteles’in gölge gözlemleriyle ortaya çıkmış olsa da, ilk pratik kanıt 1522 yılında Macellan’ın filosunun dünyayı tam tur dönmesiyle elde edilmiştir. Ancak bilim dünyasının tam anlamıyla matematiksel ve fiziksel bir mutabakata varması 17. yüzyılda Isaac Newton’un yerçekimi kanunlarını ve merkezkaç kuvvetini açıklamasıyla gerçekleşmiştir. Newton, Dünya’nın dönmesi nedeniyle kutuplardan basık olması gerektiğini teorik olarak kanıtlamış, 18. yüzyılda yapılan Fransız ölçüm seferleri bu basıklığı doğrulamıştır. Nihai ve en görsel kanıt ise 20. yüzyılda, uzay çağıyla birlikte gelmiştir. 1946 yılında bir V-2 roketi tarafından çekilen ilk kavisli fotoğraf ve ardından 1961’de Yuri Gagarin’in uzaya çıkarak Dünya’yı kendi gözleriyle görmesi, binlerce yıllık bu tartışmayı sonsuza dek noktalamıştır. Artık Dünya’nın yuvarlaklığı bir teori değil, saniyeler içinde uydulardan canlı olarak izlenebilen bir gerçektir.
Dünya Düz Olsa Ne Olurdu?
Eğer Dünya bazı komplo teorisyenlerinin iddia ettiği gibi düz olsaydı, bildiğimiz fizik kurallarının hiçbiri işlemezdi ve hayat bugün olduğu gibi devam edemezdi. İlk olarak, yerçekimi merkezi bir nokta (genellikle tepsinin ortası) olurdu. Kenarlara doğru gittikçe yerçekimi sizi yanlamasına merkeze doğru çekmeye başlardı, bu da ağaçların eğik büyümesine ve okyanusların merkeze doğru yığılmasına neden olurdu. İkinci olarak, Dünya’nın manyetik alanı oluşamazdı; çünkü bu alan Dünya’nın yuvarlak çekirdeğinin dönmesiyle meydana gelir. Manyetik alan olmayınca atmosferimiz güneş rüzgarlarıyla yok olur, radyasyon nedeniyle yaşam son bulurdu. Gece ve gündüz döngüsü bugünkü gibi olmaz, mevsimler yaşanmazdı. Gemi ufkunda yavaş yavaş kaybolmak yerine bir anda küçülerek gözden kaybolurdu. Gökyüzündeki yıldızlar dünyanın her yerinden aynı görünürdü; oysa biz biliyoruz ki Güney Yarımküre ile Kuzey Yarımküre farklı takımyıldızlarını görür. Kısacası, düz bir Dünya, yaşamın barınamayacağı bir fiziksel kaos anlamına gelirdi.
Dünya Neden Daire Şeklinde Değildir?
Dünya’nın şeklini tanımlarken “daire” değil “küre” (veya geoid) ifadesini kullanmamızın sebebi, boyutlar arasındaki farktır. Daire iki boyutlu, düz bir geometrik şekildir; küre ise üç boyutludur. Dünya’nın neden üç boyutlu bir küre formunda olduğu yerçekimiyle açıklanır. Bir gök cismi yeterli kütleye ulaştığında, yerçekimi kuvveti maddeyi her yönden merkeze doğru eşit şekilde çekmeye başlar. Bu muazzam kuvvet, zamanla maddeyi bir araya getirerek en ekonomik ve dengeli şekil olan küreye dönüştürür. Ancak daha önce belirttiğimiz gibi, Dünya kusursuz bir küre de değildir. Kendi ekseni etrafında saatte yaklaşık 1670 kilometre hızla dönen Dünya, bir merkezkaç kuvveti üretir. Bu kuvvet, ekvator bölgesindeki maddeleri dışarı doğru savurur. Sonuç olarak Dünya, iki boyutlu bir daireden farklı olarak hacmi olan, ancak mükemmel bir küreden farklı olarak da ekvatoru şişkin bir “geoid” şeklini almıştır.


